31 Ağustos 2010 Salı

gölgem o benim


soguk ve ıssız sonbahar günlerinden birinde gece yarısı herkes evine dönerken başladı siyah beyaz sohbetimiz
radyoda çalan mahur besteçalar, gölgemle biz anlaşıyorduk


gökyüzünde gülümsemene neden olan hilal,
yüzüne vuran sokak lambasıydı gölgemi vareden
an geliyordu önümde bana yol gösteren kardaş,
bazen yanımda yoldaş,
kimi zaman arkamda sırdaşım oluyordu
an geliyordu, yolun sonunda ertesi gün aynı saatte buluşmak üzere sadece bir anı oluyordu

sohbetimiz ne kadar koyulaşırsa gölgem o kadar ete bürünüyordu,
sohbetimiz beni aşıyor, yüreğine dokunuyordu,
anlatılanlar soğuk asfaltta namludan çıkan kurşuni bir mermi edasıyla yankılanıyor,
o anlattıkça ben ağlıyor,
ben ağladıkça yolları ısıtan göz yaşlarım gölgemle buluşuyordu

ben anlatıyordum o gidiyordu
o gidiyor ben varıyordum
birlikte varıyorduk, o yüzümü aydınlatan ışıkta kayboluyordu
küfrediyordum bizi yarınlara taşıyan aydınlığa,
etme diyordu
etme
bekle

gölgemdi o
her gece yüzüme vuran gece lambalarının olduğu yollarda sohbet ettiğim
kimi geceler elektrikler kesildiğinde bir mum ışığında sabahlara kadar beklediğim
bazen duvarlarımda büyüyen, kimi zaman ayaklarıma kadar süzülen
gölgemdi o
yalnız gecelerimde ete kemiğe bürünen, yanımda beni dinleyen

gölgemsin sen,
beni ben olduğum için kayıtsız şartsız kabul eden

ve günü gelse bile asla terketmeyen !