20 Ağustos 2010 Cuma

gri

Her rengi içerirken, renksiz damgasını yiyendir “gri”
Bir sürü ruh haline sahipken, ruhsuz damgasını yiyenler gibi,

Ruhun rengi olmaz, benim için ruhun rengidir gri, gri’nin bir renk olmadığı gibi. Gölgenin rengidir gri, gökyüzünün ağlamadan önceki rengi, tüm renklerin karışımıdır gri.

Ruhumun rengidir gri, ruhun rengi olmaz, tıpki gri’nin renk olmadığı gibi.
Gri donuktur, yavaştır, var ile yok arasındaki çizginin senin durduğun tarafındadır.

Belki yeryüzünün herhangi bir yerinde, bedenlerimiz birbirine değmeden yan yana geçerken, ruhlarımızın aralarındaki fısıldaşmayı duymaya çalış, eğer hissedebiliyorsan sende rengini yakalamışsındır artık.

o zaman gece yakaladığım ruhunu bir bedende yaşatabilirim bende.

Sen artık uslanmaz bir grisin, bu tende.
ve gri
Bedensiz bir isimdir,
Düşsel kimlikleri doğurur

Eskiden di, çok eskidendi diye başlarız anlatmaya, anlattıklarımıza birer tutam yalan ekler, tatlı hatıralara dönüştürür, iç geçiririz.

Gridir tüm anlatılanlar…

yada tam tersi, hiç güzel anımız yoktur, sevmeyiz dünyayı, sevişmeyiz bu dünyada, griye boyarız bedenimizi, kayboluruz gece yağan ruhların arasında.
Hayat acımasız deriz, acımasız olan biz oluruz bazen kendimize, bazen bize değer biçenlere.

Ne siyah, ne beyaz karar veremeyenlerin tercihidir gri!

Yazdığı gibi yaşamayanların ruh hali,
Ya da yaşadığını yazamayanların sonudur gri.

Ben griyim, peki senin rengin ne?
(2006 İstanbul)