
rüyadaydı ve hatırını soruyordu pamuk tarlası gibi bembeyaz, gözleri zeytin siyahı başka bir kedi onun
kendi kızını, prensesini,kedisini arıyordu aslında
aralarında sessiz, paylaşılmayan sırları olan, paylaşılması sadece rüyalara kalan
ne zaman canı sıkılsa, keyiflense anlatırdı ona,
ne zaman aşık olsa, aşık olunsa, aşksız kalsa anlatırdı ona
ne çok şey dinlemiş, dinlemek zorunda bırakılmıştı,
yorumsuz geçen zamanlara inat en çok ne söyleceğini merak ediyordu
ilk ağzından çıkacak kelimesi, cümle ne olacaktı?
bildiğini sandığı, bilmediği bir odadaydı, rüyadaydı
ve kendi kedisini arıyordu kaç odası oldugunu bilmediği çok katlı bir rüyanın içinde
ve uzaktan yan yan yürüyerek, kuyruğunu keyifle sallayarak geldi yanına
tüyleri bulut grisi, gözleri yaprak yeşili, bakışı bir ömre bedel evin güzel prensesi
ilk merhaba her zamanki gibi gözlerden geldi, ikincisinde kuyruk sallandı ardından gırlanmaya başlandı
ardından kelimelere bürünen kadife sesi duyuldu
beraber geçirilen yılları özetlediler,
birbirlerine olan bağı kelimelere, aşkı cümlelere döktüler
rüyadaydı ve uyanana kadar dinlemek istiyordu
rüyadaydı ve uyandığında da dinlemek istiyordu
rüyadaydı ve farkındaydı
uyandığında kedisi yine sessizliğine çekilecekti
ve zaman geldi
rüya sona erdi
göğsüne uzanan prensesine güzel bir günaydın bakışı gönderdi
gırlayan prenses gerinerek ön patilerini yüzüne doğru uzattı
ve güne başladığı yere uyandı

uyandığında mı dönersin gerçek hayata
yoksa rüyanda mı görürsün gerçekleri
bir film tadında,
ritüeli gizeminde saklı
ve tekrar uyumak için gözlerini kapadı,
kimine göre sonsuza kadar,
kimine göre başka bir uyanışa kadar