30 Ağustos 2010 Pazartesi

kedisi ile konuşan adam

rüyadaydı ve gülümsüyordu gece mavisi parlak tüyleri ve masvavi gözleri ile bir kedi ona
rüyadaydı ve hatırını soruyordu pamuk tarlası gibi bembeyaz, gözleri zeytin siyahı başka bir kedi onun

kendi kızını, prensesini,kedisini arıyordu aslında
aralarında sessiz, paylaşılmayan sırları olan, paylaşılması sadece rüyalara kalan
ne zaman canı sıkılsa, keyiflense anlatırdı ona,
ne zaman aşık olsa, aşık olunsa, aşksız kalsa anlatırdı ona
ne çok şey dinlemiş, dinlemek zorunda bırakılmıştı,
yorumsuz geçen zamanlara inat en çok ne söyleceğini merak ediyordu
ilk ağzından çıkacak kelimesi, cümle ne olacaktı?
bildiğini sandığı, bilmediği bir odadaydı, rüyadaydı
ve kendi kedisini arıyordu kaç odası oldugunu bilmediği çok katlı bir rüyanın içinde

ve uzaktan yan yan yürüyerek, kuyruğunu keyifle sallayarak geldi yanına
tüyleri bulut grisi, gözleri yaprak yeşili, bakışı bir ömre bedel evin güzel prensesi

ilk merhaba her zamanki gibi gözlerden geldi, ikincisinde kuyruk sallandı ardından gırlanmaya başlandı
ardından kelimelere bürünen kadife sesi duyuldu
beraber geçirilen yılları özetlediler,
birbirlerine olan bağı kelimelere, aşkı cümlelere döktüler
rüyadaydı ve uyanana kadar dinlemek istiyordu
rüyadaydı ve uyandığında da dinlemek istiyordu
rüyadaydı ve farkındaydı
uyandığında kedisi yine sessizliğine çekilecekti

ve zaman geldi
rüya sona erdi
göğsüne uzanan prensesine güzel bir günaydın bakışı gönderdi
gırlayan prenses gerinerek ön patilerini yüzüne doğru uzattı
ve güne başladığı yere uyandı


uyandığında mı dönersin gerçek hayata
yoksa rüyanda mı görürsün gerçekleri
bir film tadında,
ritüeli gizeminde saklı

ve tekrar uyumak için gözlerini kapadı,
kimine göre sonsuza kadar,
kimine göre başka bir uyanışa kadar

26 Ağustos 2010 Perşembe

yaşama hakkı

şans eseri yaşamayı beceren bir halkın maaruz kaldığı haksızlık zincirinin bir halkasıdır özgürlük
ve kelime olarak O halkanın üzerine konulan iki basit nokta ile başlar bize öğretilen özgürlük
biri yaptıklarındır noktaların,
diğeri yapacaklarını temsil eder
ikisi yanyana seni var ederken, o halka ile bütünleşmen ise özgürlüğüne gider
ve bilmezler
ve düşünmezler
ve yaşayamazlar
istedikleri gibi
yaşamanın hak olduğunu düşünür bu halkın özgür insanları,
hak hukuk bunun güvencesi
bilmezler yaşamak biraz da şans işidir bu halk için,
ya açlıktır
ya da intihardır bunun neticesi

21 Ağustos 2010 Cumartesi

şehirde özgür olmak

yağan yağmur ile yağmayan kar arası bir gökyüzü altında atıyordum adımlarımı
postallarım bile benden daha iyi tanıyordu gittiği yolu, ben bilmiyordum gittiğim yeri
saatlerin gündüzü gösterdiği, gözlerin ise geceyi sezdiği karanlık ve sessiz bir hüzün akşamıydı
yüreğimde yıllarca dillenmeyen acılarım, dilimde ise yüreğimin acı serzenişi vardı
gözlerim gri bulut misali, gökyüzünden düşen damlalara eşlik ediyordu
bulutlar ağlamıyor sanki ben yağıyordum bu adım atılmak istenmeyen bahtsız topraklara
ağlamak için erken, anlamak için çok geç kaldığım bir zamanda terkediyordum bu şehri
ve biliyordum ki şehrin değildi günah, terkeden bendim tüm sevaplarımla

kış güneşinin batmasına yakın uzaklaşırken şehr-i kendimden, başka bir bahara kalmıştı dönüşüm
ve dönüşüm ile başlamıştı değişim
ve değişim ile son buldu seni bu son görüşüm
ve görüşüm yüzünden girdim demir parmaklıklar ardına

işte yağan yağmur ile yağmayan kar arası bir gökyüzünün altında,
kırık dökük bir mapus damının avlusunda atıyorum adımlarımı
ayağımda beni buralara taşıyan postallarım,
yüreğimde aynı sızı, dilimde türkülerimle artık gökyüzü ağlıyor ben anlıyordum,
terketme vakti gelmişti artık seni istemeyen gardiyanların yönettiği bu şehri

bundan sonra ya özgür bir şehirde yaşayacaktım,
ya da herhangi bir şehirde özgür olacaktım

20 Ağustos 2010 Cuma

üç nokta




herşey ilk noktanın ardından ikincisini diğerinin üstüne koyarak başladı, yapılan açıklamalar bir yerde tıkandı ve ikinci nokta ilkinin yanına düştü, işte o anda hayatımı kurtaran üçüncü nokta söyleyemediklerime tercüman oldu sanki, sustum...

gri

Her rengi içerirken, renksiz damgasını yiyendir “gri”
Bir sürü ruh haline sahipken, ruhsuz damgasını yiyenler gibi,

Ruhun rengi olmaz, benim için ruhun rengidir gri, gri’nin bir renk olmadığı gibi. Gölgenin rengidir gri, gökyüzünün ağlamadan önceki rengi, tüm renklerin karışımıdır gri.

Ruhumun rengidir gri, ruhun rengi olmaz, tıpki gri’nin renk olmadığı gibi.
Gri donuktur, yavaştır, var ile yok arasındaki çizginin senin durduğun tarafındadır.

Belki yeryüzünün herhangi bir yerinde, bedenlerimiz birbirine değmeden yan yana geçerken, ruhlarımızın aralarındaki fısıldaşmayı duymaya çalış, eğer hissedebiliyorsan sende rengini yakalamışsındır artık.

o zaman gece yakaladığım ruhunu bir bedende yaşatabilirim bende.

Sen artık uslanmaz bir grisin, bu tende.
ve gri
Bedensiz bir isimdir,
Düşsel kimlikleri doğurur

Eskiden di, çok eskidendi diye başlarız anlatmaya, anlattıklarımıza birer tutam yalan ekler, tatlı hatıralara dönüştürür, iç geçiririz.

Gridir tüm anlatılanlar…

yada tam tersi, hiç güzel anımız yoktur, sevmeyiz dünyayı, sevişmeyiz bu dünyada, griye boyarız bedenimizi, kayboluruz gece yağan ruhların arasında.
Hayat acımasız deriz, acımasız olan biz oluruz bazen kendimize, bazen bize değer biçenlere.

Ne siyah, ne beyaz karar veremeyenlerin tercihidir gri!

Yazdığı gibi yaşamayanların ruh hali,
Ya da yaşadığını yazamayanların sonudur gri.

Ben griyim, peki senin rengin ne?
(2006 İstanbul)

7 Temmuz 2010 Çarşamba

günaha davet

tek yanmaktan korkanlar değil mi günahlarına başkalarını davet edenler,
ve bu günahın ateşinde pişerek büyüyen bedenlerin hepsi gece sürgünüdür
gündüz yalnız, geceleri yanlış hayatlarda ölürler

onlar ki yanmaktan değil yalnız kalmaktan korkarlar
bir tercih meselesiyken yalnız olmak, kim ister yalnız kalmak diye güncellerler kendi statuslerini
zaten bunlar değil midir hayatlarından yıl alırken, hiç yol alamayanlar

ve bunlar değil midir, geri dönmeyi zayıflık gören, kaybedenler
her dönüş, kaybediş midir?
her kaybediş yeni başlangıçlara mı gebedir?
yoksa sadece davet edildiği günahın sonunda mı gebe kalmıştır bu yalnız başlangıca?

onlar ki yalnız kalmaktan korktukları için yalnız kalmaya mahkumlardır
onlar ki şimdi hem yalnız hem de mahkumlardır
ve onlar ki kendi ateşlerini üreten bedenlerin günahı,
yarattıkları cehennemin tanrısına hizmet eden yalnız melekleridir.
...
(Temmuz 2010 İstanbul)

4 Ocak 2007 Perşembe

O'nun hikayesi bu

O’nun hikayesi bu,
Benim, Senin, O’nun hikayesi bu.

Yalnızlıktan çok bunaldığı gecelerde, penceresini açar, gökyüzündeki yıldızlara yazardı. İstanbul kıskanırdı, o yazmaya devam ederdi..

O’nun hikayesi buradan sonra başlıyor, O kim mi? Erkek mi? Kadın mı?
Ne fark eder, biz kısaca “O” diyelim mi O’na?

O’nun tutkusuydu bu yazı, benden yazmamı O istemişti. Yüzündeki maskeden dolayı hiç tanımadım O’nu. Bazı geceler maskenin kanadığına şahit olurdum, bazı günler güldüğüne.

Ve ben O kan damlarken gülümseyen dudağına vuruldum O’nun. O’nun düşüydü bu yazı, benden sadece yazmamı dilemişti.
Yalnızdı, sadece bunu yaz ve sonra git yat dedi bana,
Endişeliydi, bari bunu yaz ve sonra git yat dedi bana.
Ne yazacaktım, ne de gidip yatacaktım.
O’nun hikayesiydi bu, benden sadece yaşamamı istemişti.
O kim mi?

Hiç tanımadım, tanıdığımda müzik yoktu odada, konuklar henüz gitmemişlerdi, sadece ben O’nun dansını hissediyordum kızıl gökyüzünün altında,bu maskeli baloda ruhumla vals ederken…

Sana yazmamı O söyledi, çünkü benim yazacak yüzüm yoktu, ne kadar çok yazdım düşümde yaşattığım birine.

Bana hep, gereğinden fazla yazmak eskitir derdi seni okuyanı, üzmek mi istiyorsun derdi, durduğu yerden korkanları, kaçmadan yaşayanları…

Sana yazmamı o istedi, o da merak ediyor benim gibi seni, sessizliğine anlam bulmaya çalıştığı gecelerde. Biliyor çünkü sessizlik bazen felaket habercisidir, korkuyor, kucağa alınan yavru bir serçe gibi, titriyor. Bilmiyor, sessizliğin senin hayatındaki tanımını.

Belki asıl O istiyor sana yazmak, yazdıkça sessizliğin anlamanı bulmak ve uyanmak.

O ne istediğini belki de bilmiyor,
O kim mi?
Hiç tanımadım ben O’nu, vücuduna dokunduğumda üzerinde sadece ben vardım…
Ben veya O, ne fark eder
Hayat herhangi bir bedende devam ediyor.
Kısa bir ara,
Kısa bir,
Ara,
Sonra yeniden merhaba
Diyebilme umuduyla..

O’nu hiç tanımadım, belki de tanıdığımda artık O olmayacak…