O’nun hikayesi bu,
Benim, Senin, O’nun hikayesi bu.
Yalnızlıktan çok bunaldığı gecelerde, penceresini açar, gökyüzündeki yıldızlara yazardı. İstanbul kıskanırdı, o yazmaya devam ederdi..
O’nun hikayesi buradan sonra başlıyor, O kim mi? Erkek mi? Kadın mı?
Ne fark eder, biz kısaca “O” diyelim mi O’na?
O’nun tutkusuydu bu yazı, benden yazmamı O istemişti. Yüzündeki maskeden dolayı hiç tanımadım O’nu. Bazı geceler maskenin kanadığına şahit olurdum, bazı günler güldüğüne.
Ve ben O kan damlarken gülümseyen dudağına vuruldum O’nun. O’nun düşüydü bu yazı, benden sadece yazmamı dilemişti.
Yalnızdı, sadece bunu yaz ve sonra git yat dedi bana,
Endişeliydi, bari bunu yaz ve sonra git yat dedi bana.
Ne yazacaktım, ne de gidip yatacaktım.
O’nun hikayesiydi bu, benden sadece yaşamamı istemişti.
O kim mi?
Hiç tanımadım, tanıdığımda müzik yoktu odada, konuklar henüz gitmemişlerdi, sadece ben O’nun dansını hissediyordum kızıl gökyüzünün altında,bu maskeli baloda ruhumla vals ederken…
Sana yazmamı O söyledi, çünkü benim yazacak yüzüm yoktu, ne kadar çok yazdım düşümde yaşattığım birine.
Bana hep, gereğinden fazla yazmak eskitir derdi seni okuyanı, üzmek mi istiyorsun derdi, durduğu yerden korkanları, kaçmadan yaşayanları…
Sana yazmamı o istedi, o da merak ediyor benim gibi seni, sessizliğine anlam bulmaya çalıştığı gecelerde. Biliyor çünkü sessizlik bazen felaket habercisidir, korkuyor, kucağa alınan yavru bir serçe gibi, titriyor. Bilmiyor, sessizliğin senin hayatındaki tanımını.
Belki asıl O istiyor sana yazmak, yazdıkça sessizliğin anlamanı bulmak ve uyanmak.
O ne istediğini belki de bilmiyor,
O kim mi?
Hiç tanımadım ben O’nu, vücuduna dokunduğumda üzerinde sadece ben vardım…
Ben veya O, ne fark eder
Hayat herhangi bir bedende devam ediyor.
Kısa bir ara,
Kısa bir,
Ara,
Sonra yeniden merhaba
Diyebilme umuduyla..
O’nu hiç tanımadım, belki de tanıdığımda artık O olmayacak…