22 Eylül 2010 Çarşamba

şerefe...

siz hiç yağan yağmur altında elinizdeki kadehten yudumladınız mı şarabınızı?
teninizde yağmur taneleri, kanınızda şarabın kırmızı etkisi
çıplak ayaklarınız çimenlerin üzerindeki her damlayı hissederken
ay ışığı altında yağmurdan üzerinize yapışan elbiseniz ile gün ışıyana kadar kurudunuz mu?
yüreğinizin acısı ile elinizdeki kadehi avuçlarınızı kanatırcasına sıkıp parçaladınız mı?
şarabın rengi kanınızın rengine karıştı mı hiç?

şimdi bir kadeh değil, kırmızısını benden alan bir şişe dolusu şarap girdi anılarımıza
bu saatten sonra biraz yağmurdan ıslak, birazda şaraptan sarhoşum

güneşi görüyorum gece boyunca boylu boyunca uzandığım geçmişimden
ayağa kalkıyorum
hiç bilmediğim bir yola heyecanla çıkar gibi ilerliyorum
ayaklarımı yere sürtmeden, elimdeki kadehi düşürmeden, dönüpte arkama bakmadan gidiyorum
içimde kıpırdayan yüreğime değercesine
tenime dokunan yağmurdan ürperircesine
kanımdaki alkolün etkisini arttırırcasına
içimdeki çocukla tepişircesine gidiyorum
hayır hayır sarhoş değilim
başkalarının kalbini kanatırcasına gururlu
yeni bir yaşama başlarcasına umutlu
yaşamak güzel şey kardeşim dercesine mutluyum
son kadehte kendime
şerefe!
ne mutlu özgür'üm diyebilene...