25 Eylül 2010 Cumartesi

bir sayfa daha...

güneşin insanlarla erkenden vedalaşmaya başladığı günlerden bir günün gecesiydi
sadece müdavimlerinin bildiği gizli bir beyoğlu mekanının terasındaydık
bir yanımda şehir ışıklarıyla göz kırparcasına ışıldayan, altın boynuzu ile istanbul,
karşımda bu şehre duyduğum özlem
arkamda yaşanılanlar ile yaşanamayanların kapıştığı bir geçmişim
ve hep bir parçası kendime saklı hikayelerim ile kadeh kaldırıyoruz hikayenin gizli kahramanlarına
yaşanmış dünleri rafa kaldırmıştık çoktan
yaşanan günlerin bize anlattığından çok anlatamadıklarından çıkartıyorduk hikayemizi.
çıktığımız bu yolda girişi keyifle geçmiş,
sonucunu bildiğimiz bu kompozisyonda gelişmeyi uzun tutmaya çalışıyor ve bunun tadını çıkartıyorduk

kelebekler gibi günü özgürce yaşayan bedenlerdik, geceleri biraraya gelip biz olan.
ve yine böyle gecelerin birinde beyoğlunda sadece bizlerin bildiği haliç'e bakan bir teras katındaydık,
akşam esintisi yüzümüze hafifçe dokunuyordu, şarap ile sulanmış kanımızın bizi ısındırdığı dakikalarda ellerimiz
birbirine kenetlenmişken gözlerime baktın ve "bir sayfada benim için ekler misin" dedin yolun yarısına geldiğinde
geriye dönüp okumak istediğin hayatına

çoğul yaşadığım ama tekil yazdığım bu hikayelerde hatırlanmak için bir sayfa istiyordun kendine
zamana esir olmayan özgür bir kelebek etkisiydi benimki
ve ben tamam dedim, sen sustun
sessizliği bozan gülen gözlerin oldu,
bu sefer ben sustum, geceye bakan gözler konuştu
ve gece sustu
...
ikinci baharıdır kişinin seni sevmesi ve biz kaçıncısını yaşayacağımızı bilmediğimiz başka bir bahara kadar, başka hikayeler yazmak üzere beyoğlunun insan kalabalığı arasında yerlemizi alarak kaybolduk...