20 Nisan 2014 Pazar

bir anka kuşu gibi



üzeri karlarla kaplı hayallerin soğuk, yarınların ise yaralıydı
derinlerin mavilikleri gözlerinde yansıyor, nefes almak için gökyüzünü arıyordun
ve buz tutmuş hatıraları eritmek için kardelen ateşi sardığında tenini
mucizeler tarlasında açtın gözünü
ama inanmıyordun geleceğe, çünkü geçmişin çok gerçekti
düşlerin nadasa bırakılmış toprak kadar yorulmuş, yüreğin bulutlar kadar dolu ve griydi
bir ağlasan rahatlayacak, bir yağsan esaretinden kurtulup özgür kalacaktın
ah bir yağsan,

kazancı kayıplarından daha büyük o güzel yüreğini de belki de sonsuza kadar rahatlatacaktın
 

ve biliyordun aslında,
bazen kanamayan yarasıdır kişinin geçmişi, geleceği için kesmesi gerekir
işte tam o esnada kes dedi sana tanrı
bir tokat gibi, gökyüzünü yırtarcasına bağırdı sana
kes artık şu kanamadıkça seni zehirleyen yaranı
öl dedi tanrı, ölmeden göremezsin beni,
öl dedi tanrı, ölmeden doğmaz ki eski bedeninden yeni birisi
tıpkı efsane de anlatıldığı gibi
tıpkı bir anka kuşu gibi...



işte böyle sen tanrıların çalınan ateşinden, her yok oluşunda kızıl bir ateş parçası saçlarınla
işte böyle sen kendi külünden yeniden doğan,
söylesene bana;

sen değil misin bazen eşssiz bir mimarinin duvarlarında yıllanan
sen değil misin bazen de özgür bedenlerin vücutlarına kazınan

ve sen söyler misin bana
artık gülmenin, yüreklere süzülmenin
artık kendi gökyüzünde uçmanın zamanı gelmedi mi?

22 Mart 2014 Cumartesi

nedensizdir özlem

Bir kağıt kesiğiydi düşlerim ve sen en çok uyandığımda acıtırdın
Martıların çığlığı yırtardı geceyi,
Ben en çok sen susarken ağlardım

Sen benim için gözlerimi kapadığımda gördüğüm güneşimdin,
her döndüğümde sana beni yakardın, 
bir kibrit kıvılcımıydı bedenin, tenin tenime değerdi, işte ben o an yanardım


Yalnızlıktı büyüten geceyi, ben buzlu bir camın ardından günün doğmasını beklerdim
yağmur damlardı gözlerime,
yokluğun yüzüme tokat gibi vururdu, soğuktan değil acısından titrerdim,
Sen yine gelmezdin, ben seni bulutlardan düşercesine özlerdim



aklıma her geldiğinde gidişin, kanardı o ince kağıt kesiği düşlerim,
Seni göremediğimde hep bir nedenin olurdu ama ben seni nedensiz de özlerdim

20 Mart 2014 Perşembe

unutmanın laneti

Sararan bedenlerin solan vedasıdır hazan
Yaprak dökümü misali, her giden ömrüne eklenir de gider
Eskitilmiş hatıralara gebedir sonbahar
ve insan en çok bu zamanlarda büyür derler

Temasında bile hüzün vardır
Kuşlar bile göçer, sen kalırsın
Bazen bir çözüm, dayanacak güç ararsın
Alkol ile yıkayıp da temizleyemediğin anılara
Bazen de göçen değil, kalan kuşlar çözüm olur
Unutamayan o ayık kafalara


Mesela seni kızdıran kötü anlar gelirse aklına
İşte o an kargalar gelsin gözünün önüne
Anıların üzerine saldıran, simsiyah ve yüzlercesi
Böylece kork düşünmekten, uzaklaş hemen günümüze

Yada seni tebessüm ettirecek  güzel anılar gelirse aklına
Ki onlar anıların en tehlikelisidir
Yakalarlar seni en zayıf yerinden, anılarından, yaralarlar


İşte o an da kelebekleri düşün
düşlerin üzerine konan, ömrü tek gün olan, mavi benekli kelebekleri
yüzlercesi örtsün o güzellikleri, sarkamasın düşlerin ertesi güne

hatırlayacaksan kargaları hatırla, kelebekleri sev sen yine
onlar uçsun bir müddet senin gökyüzünde

ve unutma ki;
panzehri birinde saklı olan, iki kişilik bir hastalıktır hatırlamak

ve unutma ki;
yerine gelince de bir lanettir,
şimdi ayrı ama bir zamanlar aynı seven o gönüller için unutamamak...


26 Şubat 2014 Çarşamba

sessizdir özleyenler...

bir bahar havasında hayatına gireni, kış günü kaybetmeyi göze alırsın
çünkü bilirsin ki güneş ile açanı, yağmurlar sürükler
 
bir ağaç kökü kadar güçlüyken,
asfaltında yürüyen özleyenleri oldukça sessizleşir, soğur sokaklar
ve hiç bir özleyen, soğuyan bir şehri sis kapladığında bağıracak kadar güçlü değildir
 
artık gitmeli der insan, yanına sadece sevdiği şarkıları da almalı
ve üşütmemek için sıkı sıkı dinlemeli onları
 
 
artık zaman senin için gökyüzünden düşen pimi çekilmiş bir bomba gibidir
ve geçmiş her tenine değdiğinde öldürmeyen bir cinayet sebebidir

7 Temmuz 2013 Pazar

korkularım

ruhumda biriktirdiğim yalnızlık tortusudur yokluğun
ben, en fazla sensizlikte kelimeler boğazıma takıldığında susarım
hayallerimi kesen paslanmış bir oraktır korkularım
ben artık sana dokunamadığımda değil, her hatırladığımda kanarım





23 Mayıs 2013 Perşembe

özleyen gidemez


kuşkularından doğan keşkeleri vardır her gidenin,
her giden, senden cevabını alır da gider
bir gün gelir,
o gidenler de geri gelir,
gelen güçsüz gelmiştir
artık sıra sendedir
kızdığın kadar değil özlediğin kadar terkedersin

10 Nisan 2013 Çarşamba

otuzaltı


36, kimi için memleketinin plakası, kimi için aradığı ayakkabının numarasıdır, kiminin özgürlük için saydığı kalan günü, kiminin sevdiği oyuncunun sırt numarasıdır odasına astığı,
benim için mi, eskitilen yılların ardından kazanılan koca bir tecrübenin sayısal karşılığıdır
ama en önemlisi yarım kalan umutların yarına hala devam edebildiğidir...