29 Kasım 2010 Pazartesi

bedensiz hayatlar, kitaplar

başkalarının yazdıkları bedensiz hayatlardır kitaplar,
başkalarının hayatlarını okursun, bazen kendini bulursun
kendi yazdıklarını okur, zamanı gelir onları bulursun

yeri geldiğinde uzun yol yolcusudur koltuğunda eşlik eder sana,
yeri gelir birlikte uyumak istersin, gece uyumadan önce girer yatağına, eşlik eder rüyalarına

bilir misin kitabın mevsimi olmaz, zamansızdır yazılanlar
yazmaya başladığında ömrünün ilkbaharıdır, her bir satırında tomurcuklar açar
yazarken gelir yaz, her bir hikayesi güneş parçası, yakar yürekleri
okuması sonbaharda bir yaprak dökümü, üşütür büyüyen bedenleri
hüzündür kitabın sonu, yağmurlar kışa gebe, sağanak akıtır gözyaşları

anlamı aralarına sıkışmış satırlarda, yakalayabilene
yaşam biçimidir, yaşamanın kendisidir kitaplar okumasını bilene

kitaplar bedensiz hayatlardır;
yazarken emek, okurken değer ister,
anlamak zaman, anlatmak bir ömür ister

22 Kasım 2010 Pazartesi

şarabımdaki kanımsın

Vücuttaki kırmızı şarap oranı kan oranını geçtiğinde artık kalp değil beyin saçmalar,
ve benim içtiğim pozitifi kendi içinde saklı kırmızı şarabımın etkisi ile sevmeye başlıyorlar damarlarımdaki tüm al'ı, ak'ı bir yuvarlar birbirlerini.
içtiğim kadeh damarımı kesiyor, canım acıyor,
aynı kadehe yeniden doluyor kırmızısını ateşimden alan şarabım, yüreğim yanıyor.
bir garip kısır döngü bu beyinde hayat, içtikçe saçmalıyor.
gecenin sonunda söylediğim kelimeler havada asılı , başkaları için anlamsız kalıyor.
ve ismini bile bilmediğim bir melek iniyor gökyüzünden,
üşüyorum derinliği mavisinde saklı gözlerinde,
öpüyorum kırmızısını aşktan alan dudaklarını,
öpüyor kırmızısını şaraptan alan dudaklarımı
ve ölüyorum.


bir zamanlar can verdiğim canımdın, şimdi sarhoş olduğum şarabımdaki kanım...

14 Kasım 2010 Pazar

gölge oyunu

şehr-i istanbul'a tepeden bakmak gibi birşey, kend-i bedenine bir perdenin ardından bakabilmek,
bakmaktan öteye geçip, görebilmek.
ay doğmadan oynanan gölge oyunu benimkisi, ellerin yönettiği, kederi kendinde, sureti gölgesinde gizli.
gün batmadan oynanan gölge oyunu benimkisi, güneşi perdenin arkasından vuran, gözyaşı karanlığında gizli.
yoruldum gölgelerde oynamaktan,
yoruldum gölgelerle oyalanmaktan
beklediğim bir güneş, doğumu kalbe yakın
beklediğim bir zaman seyyahı, varması güneşten de yakın

ümidi bahanelerle örülü beyaz bir perdenin ardından bakabilirsen eğer kendine,
hayali seni yarınlara taşıyan parlak bir ışın demetidir hediyesi bu özgür bedene.
oyunda sensin artık bu bedende, perdesi yırtık, düşleri özgür
oyuncuda sensin artık bu bedende, sureti güneşten parlak, gölgesi bile görünür

gölge oyunlarında gölge olmak yerine, ne mutlu ışığına kavuşan özgür bedenlere...

11 Kasım 2010 Perşembe

parçalanmış aynalar

baktığı heryerde sadece kendini gören, aynalarda yaşayan insanlardan uzak durmaya çalıştım.
parçalanmış aynalarını avuçlarından atamayanlara da, kanayan avuçlarına bakamayanlara da şahit oldum.
bazen aynalara bakan oldum, bakıpda göremeyenlere inat
bazen aynanın kendisi oldum, onlar baktıkça ben kayboldum.

zamanıma değer katan dostlarımda oldu, durduramadığım zamana, ölümsüz anlar bırakan.
zamanımı harcayıp, değerinden çalan dost bildiklerimde oldu, anılarıma zehir katan.

biz dediklerim odayı terkederken, dört duvar arasında bir başıma kalmayı, yani ben olmayı öğrendim.
yalnız olmayı öğrendiğimde, ben artık yalnız değildim
yalnız kalmaya çalıştığımda ise artık ben,
ben değildim...

8 Kasım 2010 Pazartesi

kayıp

kaybolmak, sisli istanbul sokaklarında geceye yürümektir,
adım adım,
sessiz sessiz,
korka korka yürümektir
kaybolmak, aynı gecenin sabahında anlamsız bakışlara anlamlı duruşlarla yanıt verebilmektir.


biz böyleyiz be usta, bazen gülen gözlerde, sıcacık gülüşlerde kayboluruz,
bazen aynı gülüşe kayıtsızca hapsoluruz
an gelir o gülüşün sözlerine takılır, an gelir yanına uzanır düşlerine yatarız.
biz böyleyiz be usta, sevmesini bilemeden zamanı gelir zamansız kayboluruz.

bugun buradaysak dünde kayboluruz, yarın ise zaten kayıp bizde.
kaybettiklerimiz bizi eksiltirken, biz bu eksilen yanlarımızla büyürüz
her yetişkin gibi geceye, günaha yürürüz
adım adım değil koşarcasına
sessiz sessiz değil haykırırcasına
korka korka değil, korkuturcasına yürürüz.
günü gelir, sisli bir istanbul gecesine varmadan ölürüz

Zamanda kaybolur, zamanla kahroluruz