geçmişin perdesinin üzerinden uzatıp başını, düşlerin ötesinden, düşüp düşüp kalkmasını bilen ısrarcı çocuk gibi bakabilmek sana.
takvimimden hergün yırttığım ömrümde yazı görmeden yazdım sonbahar hikayelerimi
ve her bir yaprağında melodisini ezbere mırıldandığım bir şarkı sözü.
ve bir uçurtma misali usulca ama elimi kanatırcasına bırakıyorum seni ellerimden, hayata baktığım o yağmurlu penceremden.
rüzgarın seni nereye sürükleyeceğini düşünmeden, kaybolup gidişini izlerken biraz soğuktan, daha çok yürekten
ürperiyorum.ve her bir yaprağında melodisini ezbere mırıldandığım bir şarkı sözü.
ve bir uçurtma misali usulca ama elimi kanatırcasına bırakıyorum seni ellerimden, hayata baktığım o yağmurlu penceremden.
rüzgarın seni nereye sürükleyeceğini düşünmeden, kaybolup gidişini izlerken biraz soğuktan, daha çok yürekten
güneşe bakıyorum, henüz göremiyorum, hala üşüyorum.
uzaklaşırken penceremden sen, sana bakıyorum sigaramdan bir nefes alıyorum,
kaybolurken sen hayatımdan, sana bakıyorum ömrümden bir nefes veriyorum,
nefes alabilmek için derinden ve yeniden,
dönüp sırtımı içeriye, kendime, kayıplarla elde ettiğim özgürlüğüme bakıyorum.
şimdi derin denizlerde her dalga sonrası savrulan, kıyısını arayan balıkçı misali ben,
bulut yürekli, yagmur yüklü, rüzgar bakışın ile yağarım,
aynaların ardından her baktığımda sana, uzaklara dalarım
kör bir intihar bıçağı acısı sana bakmak, kanarım
geceler öyle bir geliyor ki üzerime, sakın ama sakın sorma, gözlerim sağanak,
ağlarım...