10 Nisan 2013 Çarşamba

otuzaltı


36, kimi için memleketinin plakası, kimi için aradığı ayakkabının numarasıdır, kiminin özgürlük için saydığı kalan günü, kiminin sevdiği oyuncunun sırt numarasıdır odasına astığı,
benim için mi, eskitilen yılların ardından kazanılan koca bir tecrübenin sayısal karşılığıdır
ama en önemlisi yarım kalan umutların yarına hala devam edebildiğidir...

19 Şubat 2013 Salı

hayır diyememek

özleyen insanın hayatında “hayır” tedavülden kalkmış bir duygu birimidir ve belki de söylenemeyen her "evet" aslında söylenmesi daha hayırlı olan bir hayır'ı barındırır...

11 Şubat 2013 Pazartesi

Bırakamadıkların sana zarar verir


Siz hiç sevdiğiniz bir şeyi bıraktınız mı?
Yanınızdan ayıramadığınız, aklınızdan çıkaramadığınız
Yalnızlığını da yaşadığınız, paylaşımını da
Pişmanlıklarını da yaşadığınız, alışkanlığını da


Siz hiç sigara içmeyi bıraktınız mı?
Ben bıraktım
Arada içmeyi özledim, aylar sonra bir nefes çektim,
özlemişim dedim, devam ettim
Siz hiç hayatınızdan çıkardığınız bir şeye tekrar başlamayı göze aldınız mı?
ben aldım, sigaram almadı



ben ona bırakma diyemedim, o bıraktı da gitti
ben ona yapma diyemedim, o yandı da gitti
sigaraydı sonuçta, bitti
hayattı bu, devam etti

13 Temmuz 2012 Cuma

nefessizim



Nefesini kesene gitme dersin, O nefes aldığın herşeyin anlamını da alır gider
daha giderken başlar özlemin
yüreğine düşen bir yıldırım keser nefesini
artık sonu belli bir intihar çeşididir boğazında düğümlenen düşlerin
yutkunamazsın, başın döner, düşersin
bilirsin artık dönmeyecektir gece güne
ve bilirsin artık nefes aldığın herşey bitecektir
bugün yaktığın sigaran, yarın yandığın hayatın

25 Haziran 2012 Pazartesi

güzel şeysin


ne güzel şey senle düşünmek
yeri geliyor özgür hissediyor insan, geri gidiyorsan hayaline tutsak
düşünsel bir tutku devrimi gibi ama bu bedende işgaliyeti yasak

ne güzel şey seni düşünmek
en çaresiz anında ellerini göğe kaldırıp yaradana yalvarırcasına
azar işitmeyi göze alan bir çocuk gibi çamurda oynarcasına
çaresiz bir mecnun gibi yüreği çöllerde yanarcasına

ve ne güzel şey senle yaşlanmak,
bir gün gideceğini bile bile seni yaşamak

5 Nisan 2012 Perşembe

kırmızı balonun ardından


herkesin bir kalesi vardır, kendi elleriyle ördüğü
herkesin bir kalesi vardır, içindikileri kimseye söyleyemediği

bir varmış, bir yokmuş diye başlardı masallar, masal tadında anlatılanlar
içerisinden, suyundan içenin ömrünü uzatan nehirler geçen topraklarda,
güldüğünde duvarları rengarenk olan bir kalede bir prenses yaşardı
arada dışarı çıkar, sevdiklerinin arasına katılır, gün batımında muhakkak kalesine geri dönerdi

kendi topraklarında yaşayan yalnız bir prensesti
memleketinden uzakta ölmenin zor olduğu bir günde doğmuştu
başka bir imparatorluk kuran Kral’ına kızgın, görmediği prensesine üzgün, herşeyden öte kraliçesine hayrandı
geçmişte olanlara rağmen mutlu, geleceği ise gökkuşağı kadar umutluydu

düşüncelerini daima cam balonlara yazardı
kabul edelim enerjisi pozitif, gülüşü iletkendi
prensesti o, prensipleri asla delinemezdi
ama bazen anlam yüklediği anlamsız şeyler altında da kalıp ezilirdi

bir ara ayrıldı yurdundan gitti başka diyarlara, o dönem prenses değil, halktan biriydi gittiği o büyük krallıkta
döndüğünde cebinde anıları, yüreğinde hesabını yarım bıraktığı yarınları vardı
hep iyi ki gittim başka topraklara derdi
gidişi kimleri üzdü hiç bilemedi ama dönüşüne belli ki en çok kraliçesi sevinmişti

herkesin bir kalesi vardır, yeşilliklerinde kırmızı balonların uçuştuğu
herkesin bir kalesi vardır, bir de balonlarla gökyüzüne yollanan umutları

balonlardan en çok bir tanesini, başka krallıktan getirdiğini severdi, 
bir gün elinden kayıp gideceğini bilse de...

ve bir gün, o kırmızı balon, prensesin elinden gökyüzüne doğru süzüldü, süzüldü ve gitti. Giden, umutların kanat çırpışı gibiydi ama prenses üzgün değildi, gökyüzünde süzülürken kırmızı balonu, onun tamamen kaybolduğunu görmeden yeni bir balon'u hayatına almak istemiyordu...

Bir rivayet ki, prensesin kendisinin bıraktığı söylenir o balonu
özgür olmayı severdi prenses
belki de balonu bırakmaktır özgürlük derdi,
bunu kim nasıl bilebilirdi ki?




kime göre anlatılanlar bir masaldı, kimine göre anlatılamayanlar
öyle yada böyle herkesin gerçekten bir kalesi vardı
ama sadece bazılarının kapısında ellerinde balonlarla o kapının açılmasını bekleyeni...

30 Mart 2012 Cuma

Kibrit çöpü Aşkları


Herkesin yaşamak istediği düşleri vardır, yazarken bile heyecanlandığı
yaşadığı bir mevsimi vardır, bir de başka mevsimlere geçerken anılara bıraktıkları
bir duvarı vardır, her gelenin karaladığı ama her gidenin ardından da boyattığı
ve herkesin anlatacak bir hikayesi vardır şu ölümlü dünyalarında,
bir de her bittiğinde kendi külünden doğan ölümsüz Aşkları...
Aşk, uyanmak istemediğin bir düşe yatıp, düşündüğün kişi ile güne uyanmaktır,
dünü arkada bırakırken, yarına ertelememektir hayatı,
yani bugün yaşadığın bir masaldır, bazen anlatanı çok, bazen de anlayanı  hiç yoktur


Bir çocuk gibi düşünmeden ve isteyerek ateşle oynamaktır Aşk,
bir kibrit çöpü gibi ince ruhlu bedenlerin tutuşması kadardır,
anlıktır ama asla karanlık değil
Aşk, ilk dokunuşta alev almak, ateş olup bitene kadar birlikte yanmaktır
Kimi için sadece özel bir kelimedir Aşk, yazıldığı gibi büyük başlar
Kimine de gizli öznesi ile seviştiği kocaman bir cümledir
belki de aslında sadece bir kibrit çöpüdür Aşk,

Ya tutuşturur başka bedeni, yada gül’den kül’e çevirir, yakar yok eder kendini...