22 Mart 2011 Salı

Bugüne uyananlara

en çok düşmemek için düşündüğünde düşersin, gerekirse düşle ama düşünme diye telkinlerle büyüttüm içimdeki çocuğu.
bu sabah uyandığımda düşünmenin beni yormadığı bedenlerimden birine girdim
yorulmuştum, bitmiştim
her bittiğimde gittiğim yere, denize, maviliklere gittim
çıplak sırtıma batan kumların tatlı kaşıntısı ile uzandığım kumsaldan izliyordum şekillerine anlamlar yüklediğim beyaz bulutları
en son yüklediğim anlamı ben bile anlamadım, zaten bulutlar dağıldı anlamsız şekiller aldılar.
hava kapandı birden, üşüdüm...
gökyüzü dev bir ayna misali dünyada olanları yansıtıyordu tüm çıplaklığı ile bana
neler oluyor diye düşünmek için üzerime gerçek hayattan bir beden geçirdim
daha fazla düşünmek için bir numara büyük bir bedendi giydiğim,
ağırlığı altında ezildim, çıkardım kafamdan fırlattım hepsini derinliklere
kenera çekildim, geçen zamanı, sabit kamera objektifinden film tadında hızlandırılmış görüntüleriyle izledim
hava daha da kararmıştı izlerken, ben daha fazla üşümüştüm
düşünmemek için kaçtığım bu huzurlu kumsalda düşlerime uzanmıştım,

Gözünü kapadığında gördüğün, açtığında göremediğinse henüz bahar gelmemiştir,
gördüğünde baharın geldiğini hissedersin, yaza döner mevsimlerin, için ısınır
ve yaz gelir, aynı güneşle, yeni bir güne uyanırsın

uyandığımda deniz kenarındaydım, düşlerimden daha gerçekti tebessümüm
yüzüme gidip gelen dalgaların tuzlu suyu çarpıyordu, kulağımda martıların özgürlük çığlığı
anlamını bizim yüklediğimiz bulutlar tüm sıcaklığıyla başbaşa bırakmıştı sarısı gözümü alan güneşi,
düşlerimde dünde kalan düşüncelerimden sıyrılıp
güneşten yanmış, düşüncelerden arınmış bedenime uyandım
günaydın dedim özüme, günaydın yankılandı gökyüzünden sözüme
günaydın göklerin yüzüne
dünde kalmayıp bugüne uyananlara GÜNAYDIN ...

22 Şubat 2011 Salı

kurşuni gece

yağmurlu bir gecenin karanlığında, bir mum alevi kızıllığında raks eden çıplak bedenlerdik,
dudaklarımızdan çıkan melodi, geceyi üşüten rüzgarın kulaklarımızdaki fısıltısına eşlik ediyordu
seviyorduk geceyi, düşlerimiz ile aydınlanan karanlığa rağmen
seviyorduk geceyi, sıcak bedenlerin ısıttığı soğuğa rağmen



!!!
ölüm sessizliği...
duyanlar silah sesi olduğuna yemin ediyor
duymayanlar için zaten fark etmiyor
geceden hafif, yürekten ağır bir kurşun
geceyi aydınlatarak, pencereyi delerek ve dans eden bedenlerden birini kanatarak girdi aralarına
önce gülen gözler, ardından dudaklardan çıkan melodi sustu,
gecenin çığlığı sokaktaki kedileri bile korkuttu,
ev artık soğuktu
mum alevi soğuga inat parladı, vurulana ağladı
ama hüzün vardı havada, bir yaşam misali mum alevi bile son buldu
her yer karanlık artık
gece şimdi tanımına uyuyor, soğuk, yalnız ve hüzün dolu
gece şimdi yasta olanlar için, derinden ve sessizce uyuyor

mum alevi kızıllığında dans eden çıplak bedenlerdik
tekrar karşılaşana kadar
birimiz normal kıyafetlerini giydi, hayata karıştı
diğerimiz beyazlarını giydi sonsuzluğa karıştı
...

8 Şubat 2011 Salı

İstanbulda geçen onyedi yıl

kiminin üvey evladıdır, kiminin öz düşmanı bu kent
kendiyle sorunluların mabedi, sorumsuzların şehridir istanbul
kendisiyle yarışıdır, yaşayabilmesi bu kentte kişinin,
yansıttıklarını yazarken, yazdıklarını yaşayanların günahıdır istanbul

işte böyle gri bir sonbahar sabahı geldim ben bu kente
aylardan eylül, hatıralarımdan eskiydi
ben bu kenti yaşarken, ölüme doğru günleri boğaza dökerken sevdim
kent yaşıyor, ben büyüyordum
yorulanların erken yaşlandıklarını bile bile büyürken yorulmayı öğrendim,
sorumlu ararken sorularıma cevap verecek, sorunlarım arttı
kendi yıllarımı değil, yolumu değil, kent-i istanbulu suçladım
yaşadıklarımın sorumlususun dedim ben bu kente,
zaten kendinden sorunlu olan bu şehre

işte böyle sarı bir sonbahar sabahı,
güneş daha yüzünü saklarken,
barlara bile giremeyecek yaşta geldim ben bu kente
şimdi gidişimin mevsimini bilmeden, beklerken başıma gelecekleri
geriye dönerek özetlersem geçen diğer onyedi yılımı;

ben bu kente kendi başıma geldim, başıma gelenler ile kendime geldim...

14 Aralık 2010 Salı

su damlası


bir küçük su damlası düşmeye başlar toğrağa doğru, çok katlı bir gökdelenin en tepesinden.
düşerken katları teker teker, her bir katta hayatına giren başka bir su damlası ile avuç dolusu büyür bizim küçük su damlası,
insanın her yaşında biraz daha büyürken düşmelerine inat.
her bir katın ayrı bir güzelliği vardır düşerken büyüyen su damlasına,
her bir yaşın ayrı bir güzelliği söylenen kadınlara inat.
sonunu düşünmeden düşerken yüksek katlı gökdelenin en tepesinden su damlası,
el sallar her geçtiği katta sonunu merak edip duran bizlere inat.
yarın ne olacağını bilmeyen değil, ölecekse bile yarınını bilen daha özgürdür diye düşünür, düşerken su damlası
ve su damlası bilir yakında kavuşacağını yere,
ve su damlası farkındadır, yerin dönüşeceğini ölüme
yani aslında kavuşmaktır ölüm su damlası için
kavuşmanın yeniden başlangıç olduğuna inananlara  inat.

8 Aralık 2010 Çarşamba

denizlerin özgürlük savaşçıları

dört tarafları hiç gidemeyecekleri topraklarla çevrili,
tam ortasında deniz tutmuş bu tutsak, beyaz, kadife bedenleri
bir kuşatma altında çığlık çığlığa kanat çırpıyorlar
onlar ki tek tutkumuz, çıkış yolumuz, kaçış umudumuz
onlarki yaşamak için kaçarken, şimdi ölürcesine bağırıyorlar.
bir tanesi ile göz göz geliyorum, ağzında bir simit parçası
süzülüyor başımın üzerinde, kanatları bir meltem esintisi
gökyüzü ağladı ağlayacak, şimdilik damlalar düşüyor takip ettiği vapur izlerine
aniden tek el kurşun sesi yankılanıyor griye çalan tutsak gökyüzünde
özgürlük savaşçısı bir martı vurulmuş, kanadından yaralı, kanıyor
bir zamanlar yaşamak için beslendiği denize, bu sefer ölümüne düşüyor
simit parçası ağzında hala, gözümün içine bakıyor, gidiyorum diyor
mutlak sessizlik kaplıyor tutsak kadife yürekleri
mutlak özgürlük için taşıyor gökyüzüne sudaki yansımasını gördüğü ölüm meleği
ve gidiyor, ve terk ediyor ve ölüyor
hiç gidemedikleri topraklarla çevrili şehir susuyor,
bulutlar koyverdi kendini, tutsak oldukları deniz daha bir hırçın,
özgürlük savaşçısıydı onlar, ölürken bırak bizi dalgalar bile konuşmuyor.

6 Aralık 2010 Pazartesi

hayatımızdaki kitaplara

 
Kadın kitap gibidir;
kitap vardır yazması kolay, bazen okuması hevestir,
genelde zamanını eskitir
kitap vardır anlaması zor, okuması emek, taşıması yürek istetir



Kadın kitap gibidir;
kitap vardır, süslüdür kapağı,
içi boştur ama elde taşıması zevkli,
yazılanlar birer hikaye
kitap vardır, bazen kapağı bile yoktur ama her bir satırarasından çıkarırsın bir hikaye
 
 
Kadın kitap gibidir;
Kimini tek gecede okumayı arzular, bitirince başka kitaplara geçersin
Kimini başucu kitabı
yaparsın yatağında, okumaya değer bulursun her gece

yani kadın kitap gibidir
dostlar; açıpta kapağını okumasını bilene...

5 Aralık 2010 Pazar

buz tutan yürekler

renksiz bir uçurtmayım mavisi sevgiliye benzeyen gökyüzünde, ruhu toprakdan uzak, yüreği güneşten sıcak.
derin okyanuslarda kendini bilinmeyene savuran yelkenliyim, başına buyruk rüzgarlarla bedeni savrulan.
çıkmaz sokağa giren bir arabayım, çıktığı yollarda hep kaybolmuş.
sözleri olmayan bir parçayım, müziği bildik, söyleyeni anonim, dinleyeni tanıdık.

rakı bardağında biraz muhabbet, daha çok buzum, içildimi başka bir güzel, unutuldumu eriyen.
buz tutan yürek gibi, eridikçe kederlenen...