bu sabah uyandığımda düşünmenin beni yormadığı bedenlerimden birine girdim
yorulmuştum, bitmiştim

çıplak sırtıma batan kumların tatlı kaşıntısı ile uzandığım kumsaldan izliyordum şekillerine anlamlar yüklediğim beyaz bulutları
en son yüklediğim anlamı ben bile anlamadım, zaten bulutlar dağıldı anlamsız şekiller aldılar.
hava kapandı birden, üşüdüm...
gökyüzü dev bir ayna misali dünyada olanları yansıtıyordu tüm çıplaklığı ile bana
neler oluyor diye düşünmek için üzerime gerçek hayattan bir beden geçirdim
daha fazla düşünmek için bir numara büyük bir bedendi giydiğim,
ağırlığı altında ezildim, çıkardım kafamdan fırlattım hepsini derinliklere
kenera çekildim, geçen zamanı, sabit kamera objektifinden film tadında hızlandırılmış görüntüleriyle izledim
hava daha da kararmıştı izlerken, ben daha fazla üşümüştüm
düşünmemek için kaçtığım bu huzurlu kumsalda düşlerime uzanmıştım,
Gözünü kapadığında gördüğün, açtığında göremediğinse henüz bahar gelmemiştir,
gördüğünde baharın geldiğini hissedersin, yaza döner mevsimlerin, için ısınır
ve yaz gelir, aynı güneşle, yeni bir güne uyanırsın

yüzüme gidip gelen dalgaların tuzlu suyu çarpıyordu, kulağımda martıların özgürlük çığlığı
anlamını bizim yüklediğimiz bulutlar tüm sıcaklığıyla başbaşa bırakmıştı sarısı gözümü alan güneşi,
düşlerimde dünde kalan düşüncelerimden sıyrılıp
güneşten yanmış, düşüncelerden arınmış bedenime uyandım
günaydın dedim özüme, günaydın yankılandı gökyüzünden sözüme
günaydın göklerin yüzüne
dünde kalmayıp bugüne uyananlara GÜNAYDIN ...