dört tarafları hiç gidemeyecekleri topraklarla çevrili,
tam ortasında deniz tutmuş bu tutsak, beyaz, kadife bedenleri
bir kuşatma altında çığlık çığlığa kanat çırpıyorlar
onlar ki tek tutkumuz, çıkış yolumuz, kaçış umudumuz
onlarki yaşamak için kaçarken, şimdi ölürcesine bağırıyorlar.
bir tanesi ile göz göz geliyorum, ağzında bir simit parçası
süzülüyor başımın üzerinde, kanatları bir meltem esintisi
gökyüzü ağladı ağlayacak, şimdilik damlalar düşüyor takip ettiği vapur izlerine
aniden tek el kurşun sesi yankılanıyor griye çalan tutsak gökyüzünde
özgürlük savaşçısı bir martı vurulmuş, kanadından yaralı, kanıyor
bir zamanlar yaşamak için beslendiği denize, bu sefer ölümüne düşüyor
simit parçası ağzında hala, gözümün içine bakıyor, gidiyorum diyor
mutlak sessizlik kaplıyor tutsak kadife yürekleri
mutlak özgürlük için taşıyor gökyüzüne sudaki yansımasını gördüğü ölüm meleği
ve gidiyor, ve terk ediyor ve ölüyor
hiç gidemedikleri topraklarla çevrili şehir susuyor,
bulutlar koyverdi kendini, tutsak oldukları deniz daha bir hırçın,
özgürlük savaşçısıydı onlar, ölürken bırak bizi dalgalar bile konuşmuyor.