14 Aralık 2010 Salı

su damlası


bir küçük su damlası düşmeye başlar toğrağa doğru, çok katlı bir gökdelenin en tepesinden.
düşerken katları teker teker, her bir katta hayatına giren başka bir su damlası ile avuç dolusu büyür bizim küçük su damlası,
insanın her yaşında biraz daha büyürken düşmelerine inat.
her bir katın ayrı bir güzelliği vardır düşerken büyüyen su damlasına,
her bir yaşın ayrı bir güzelliği söylenen kadınlara inat.
sonunu düşünmeden düşerken yüksek katlı gökdelenin en tepesinden su damlası,
el sallar her geçtiği katta sonunu merak edip duran bizlere inat.
yarın ne olacağını bilmeyen değil, ölecekse bile yarınını bilen daha özgürdür diye düşünür, düşerken su damlası
ve su damlası bilir yakında kavuşacağını yere,
ve su damlası farkındadır, yerin dönüşeceğini ölüme
yani aslında kavuşmaktır ölüm su damlası için
kavuşmanın yeniden başlangıç olduğuna inananlara  inat.

8 Aralık 2010 Çarşamba

denizlerin özgürlük savaşçıları

dört tarafları hiç gidemeyecekleri topraklarla çevrili,
tam ortasında deniz tutmuş bu tutsak, beyaz, kadife bedenleri
bir kuşatma altında çığlık çığlığa kanat çırpıyorlar
onlar ki tek tutkumuz, çıkış yolumuz, kaçış umudumuz
onlarki yaşamak için kaçarken, şimdi ölürcesine bağırıyorlar.
bir tanesi ile göz göz geliyorum, ağzında bir simit parçası
süzülüyor başımın üzerinde, kanatları bir meltem esintisi
gökyüzü ağladı ağlayacak, şimdilik damlalar düşüyor takip ettiği vapur izlerine
aniden tek el kurşun sesi yankılanıyor griye çalan tutsak gökyüzünde
özgürlük savaşçısı bir martı vurulmuş, kanadından yaralı, kanıyor
bir zamanlar yaşamak için beslendiği denize, bu sefer ölümüne düşüyor
simit parçası ağzında hala, gözümün içine bakıyor, gidiyorum diyor
mutlak sessizlik kaplıyor tutsak kadife yürekleri
mutlak özgürlük için taşıyor gökyüzüne sudaki yansımasını gördüğü ölüm meleği
ve gidiyor, ve terk ediyor ve ölüyor
hiç gidemedikleri topraklarla çevrili şehir susuyor,
bulutlar koyverdi kendini, tutsak oldukları deniz daha bir hırçın,
özgürlük savaşçısıydı onlar, ölürken bırak bizi dalgalar bile konuşmuyor.

6 Aralık 2010 Pazartesi

hayatımızdaki kitaplara

 
Kadın kitap gibidir;
kitap vardır yazması kolay, bazen okuması hevestir,
genelde zamanını eskitir
kitap vardır anlaması zor, okuması emek, taşıması yürek istetir



Kadın kitap gibidir;
kitap vardır, süslüdür kapağı,
içi boştur ama elde taşıması zevkli,
yazılanlar birer hikaye
kitap vardır, bazen kapağı bile yoktur ama her bir satırarasından çıkarırsın bir hikaye
 
 
Kadın kitap gibidir;
Kimini tek gecede okumayı arzular, bitirince başka kitaplara geçersin
Kimini başucu kitabı
yaparsın yatağında, okumaya değer bulursun her gece

yani kadın kitap gibidir
dostlar; açıpta kapağını okumasını bilene...

5 Aralık 2010 Pazar

buz tutan yürekler

renksiz bir uçurtmayım mavisi sevgiliye benzeyen gökyüzünde, ruhu toprakdan uzak, yüreği güneşten sıcak.
derin okyanuslarda kendini bilinmeyene savuran yelkenliyim, başına buyruk rüzgarlarla bedeni savrulan.
çıkmaz sokağa giren bir arabayım, çıktığı yollarda hep kaybolmuş.
sözleri olmayan bir parçayım, müziği bildik, söyleyeni anonim, dinleyeni tanıdık.

rakı bardağında biraz muhabbet, daha çok buzum, içildimi başka bir güzel, unutuldumu eriyen.
buz tutan yürek gibi, eridikçe kederlenen...