2 Eylül 2006 Cumartesi

olmak mı? ölmek mi?

Bugün sabah otobüste gelirken, orta kapının hemen yanına oturdum, kapı ile oturduğun yerde arada bir cam olur hani. Camda kendi suretimi gördüm, bana yol boyu arkadaşlık etti, ben gözlerimle konuştum, o dinledi. Zaman zaman bakışlarıyla beni korkuttu, uyardı, zaman zaman o anlattı ben dinledim.

olmak mı, ölmek mi diyordu(m) aynadaki aksim,
aksi gibide ölmek diyordu, ben inatla olmak diye bağırdıkça.
Kimse duymadı çığlığımı,
Kimsesiz atılan çığlık, sessiz bir çığ düşürür bedene.
O çığ düşlerde büyür, gün gelir aynı bedende ölür.
olmak mı, ölmek mi diye soruyordu aynadaki aksim, inatla susarken gözlerim.

Fiziksel anlamda birbirine bu kadar benzeyen,
anlam olarak zıt uçları temsil eden farklı iki kavram var mıdır diye sordu bana.
a’nın biçim değiştirmesi dışında, o’nun üzerindeki iki noktamıdır,
olmak ile ölmek arasındaki bu ince yaşamsal fark çizgisi.
üç noktanın, bir cümle içindeki önemi benim için ne ise,
iki noktanın hayat üzerindeki etkisi belkiydi bu.

Bir noktanın bize neler ettiğine bir bakar mısınız
Bu noktada, bir nokta doğumu, ikinci nokta ölümü temsil ederken,
bir nokta daha koyduğunda, o cümle senin susuşunu tamamlar...
Söyleyemediklerin o noktadır, anlamı derin, biçimi küçüktür,
Tıpkı söylenmeyen gibi, söylenemeyenler gibi...

Olmak mı, ölmek mi derken, durak’a geldim
indim.
Hayat ta böyle değil midir, aradığın cevabı bulamadan yol biter
Yolun bittiğini düşündüğün an, bedenin başka vücutlara akar

Ve yaşam bu iç yolculuklarda, durak aralarında yaşadıklarımız ile değer bulur.

Bir kez doğru durakda inen var mıdır?
Ne mutlu doğru durakta inebilene...

20 Ağustos 2006 Pazar

The Game "Lovekiller" Version1

Oyuncuyuz bizler,
Bazen oyunun kendisi oluyor,
bazen oynayanlar, bazen de oynatanlar
Bazen koyun oluyoruz,
bazen koyan biz oluyoruz
sevmediğimiz o kuralları

mekanı sen seç,
zaman zaten belirsiz
rakip seni bulacaktır
sen öldürmene bak
oyunun kuralı bu
öldürdükçe yaşayacaksın
yaşamak için yaşam alacaksın

ateş’in suyla dansı gibi
söndüğün an parlayacak,
kendi kanından, ruhundan
başka bir beden de yeniden doğacaksın

şimdi save et oyunu,
git bi sigara iç, işe,
ne bilim seviş, rahatla işte..
oyuna rahat başlayalım
aşk gibi...

ve oyun başlar
...
iyi olan kazanır
...
sen gerçekten iyi misin?

7 Haziran 2006 Çarşamba

gece üşüyen çocuklar

Ben geceyim, günahım yani, aynı bedende görülmeyen, duyulmayanım, gündüz büyümeyen, gece üşüyen bir çocuğum.
...
Gece ve gündüz'ün kardeşliği günah ile sevap'tan farklıdır, gece gündüzü kollar, kişiyi gündüze hazırlar, sisin arasındaki güneş ışınları günün ilk habercisidir, ağlar gece ayrılıklara, ayrılıklar gece başlar, gündüz kollamaz geceyi, sıyrılır aradan, gecenin yaptıklarından sorumlu tutmaz kendini, o değilmidir bir madolyonun diğer yüzü.. Evet gecedir, mevsimlerin sonbaharı, hüznün ve kederin yatağı.
...
Gece korkuyorsan düşünmekten, karanlığa düşmekten, düşünmeyeceksin,
Özgürce yaşayacaksın ki geceyi, gece sana sunacak gizlediği düşlerini.
Hatıraları kaybetmeden, umutları hayal etmeden, “carpe diem” diye bağırmalı gözlerin, ağzını bıçak açmaz iken.
...
Kurşun kaplı düşlerin tam altındayız, gecenin içinde ıslanıyoruz.
Kimi soru işareti ile dolanır anlattıklarında, kimi virgül ile devam eder yaşamlarına, kimi ünlem gibi durur sevdiklerinin yanında, kimimiz ise üç nokta bırakır isteyipte yazamadıklarında...

iki perdelik bir oyunda ben gecedeyim.
Sen bu gece, perdenin neresindesin?