12 Ağustos 2011 Cuma

dudak tiryakiliği

mevsimi geldiğinde ölmek için sevdiği bedenleri terkeden bir kelebektin, son nefesinde gelip ürkekçe gönlüme konan
siyah kanatlarının altında beyaz yalanların
kısacık ömrüne sığdırdığın terkedişlerin vardı
gelişin bir karnaval etkisiydi ömrüme, ömrümden bir günü gidişinle kararttın

çok sevmiştim ben seni, her terkedilenin çok sevdiğini zamansız farketmesi gibi
elimde kum saati misali hayatım, ters yüz ettiğin zamanları akıtıyordum, tükenen bedenlerimizin kum tanesi gibi küçülen anılarına

anlam veremiyordum zamansız kaçışlarına
anlam katamadığım o anlamsız çıkışlarına
benden uzaklaşmana neden olan yersiz korkularına,
arada beni arzulamana ama en çok da susmalarına
ve hissediyordum bir adım daha yaklaştığımı, kaçamadığım ve katlanamadığım o sensizliği sessizlikten daha yaralayıcı hayatıma

ve sen gittin,
bense sen gittiğinde değil, dönmediğinde bittim
ve artık her yalnız insan gibi sevmek için değil sevişmek için göç ediyordum bedenleri yüreklerinden daha sıcak kadınlara
sigaramı yakan bedenleri düşürmedim elimden, içime çekmiyordum artık kimseyi, benimkisi sadece dudak tiryakiliği
sevmekten daha önemliydi, artık tanıyordum onları
elimde tuttuğum sigara gibiydi kadınlar, dudaklarınızı değdirirseniz çabuk biterler, değdirmezseniz de zamanla giderlerdi
tıpkı senin gibi...