24 Mart 2011 Perşembe

savaşın ortasında bir çocuk

bu uçaklar neden üzerimizden geçiyor, neden herkes ağlıyor anne
neden ışıkları yakmıyoruz, burası çok karanlık, korkuyorum, üşüyorum,
sıkıca sarıl bana, beni bırakma anne
ne olur dışarı çıkalım, doğumgünümde babamın yaptığı uçurtmayı uçuralım anne
salalım ipini gökyüzünde kuşlarla yarıştıralım,
en yükseğe biz çıkalım, uçaklar şehrimizi terketsin, ne olur gitsinler buradan
korkuyorum anne
...

çocuktu,
daha 7 yaşındaydı,
evlerinin üzerine düşen bir şarapnel parçası ile vuruldu
annesinin kucağında, yüzüne annesinin kanları damlarken kapadı gözlerini sonsuza, daha ömrünün baharındayken.
penceresinin önünde beslediği kuşlar yetim, onlarla yarıştıracağı uçurtma hayali ise cennete kaldı

önce karanlığa hapsettiler gökyüzüne hasret bu masum çocukları, sonra toprağa.
umutları olanların umutlarını vurdular, sonra attılar mezara geriye kalan cansız bedenlerini
bilmiyorlardı ki yarınlarını aldıkları o çocukların ahlarını da alacaklardı.

durdurabilecek gücü olanlar başlattı önce bu savaşı
durdurmayan bizlerdik
biz de gittik, gittiğimiz noktada zaten hiçtik, bittik

siz geride kalanlar savaşın toprağınız için,
karanlığa gönderilen çocuklarınız için
unutmayın
Ümidiniz bittiğinde; gittiğinizde ümitsiz, gidemediğinizde ümit sizsinizdir,
ümitsizseniz, gittiğiniz yerde ikinci kez ölürsünüz
lütfen kalın ve ümidiniz için savaşın,
çünkü uçurtmaların uçacağı mavi bir gökyüzü için belki de gerçekten ümit sizsiniz !

22 Mart 2011 Salı

Bugüne uyananlara

en çok düşmemek için düşündüğünde düşersin, gerekirse düşle ama düşünme diye telkinlerle büyüttüm içimdeki çocuğu.
bu sabah uyandığımda düşünmenin beni yormadığı bedenlerimden birine girdim
yorulmuştum, bitmiştim
her bittiğimde gittiğim yere, denize, maviliklere gittim
çıplak sırtıma batan kumların tatlı kaşıntısı ile uzandığım kumsaldan izliyordum şekillerine anlamlar yüklediğim beyaz bulutları
en son yüklediğim anlamı ben bile anlamadım, zaten bulutlar dağıldı anlamsız şekiller aldılar.
hava kapandı birden, üşüdüm...
gökyüzü dev bir ayna misali dünyada olanları yansıtıyordu tüm çıplaklığı ile bana
neler oluyor diye düşünmek için üzerime gerçek hayattan bir beden geçirdim
daha fazla düşünmek için bir numara büyük bir bedendi giydiğim,
ağırlığı altında ezildim, çıkardım kafamdan fırlattım hepsini derinliklere
kenera çekildim, geçen zamanı, sabit kamera objektifinden film tadında hızlandırılmış görüntüleriyle izledim
hava daha da kararmıştı izlerken, ben daha fazla üşümüştüm
düşünmemek için kaçtığım bu huzurlu kumsalda düşlerime uzanmıştım,

Gözünü kapadığında gördüğün, açtığında göremediğinse henüz bahar gelmemiştir,
gördüğünde baharın geldiğini hissedersin, yaza döner mevsimlerin, için ısınır
ve yaz gelir, aynı güneşle, yeni bir güne uyanırsın

uyandığımda deniz kenarındaydım, düşlerimden daha gerçekti tebessümüm
yüzüme gidip gelen dalgaların tuzlu suyu çarpıyordu, kulağımda martıların özgürlük çığlığı
anlamını bizim yüklediğimiz bulutlar tüm sıcaklığıyla başbaşa bırakmıştı sarısı gözümü alan güneşi,
düşlerimde dünde kalan düşüncelerimden sıyrılıp
güneşten yanmış, düşüncelerden arınmış bedenime uyandım
günaydın dedim özüme, günaydın yankılandı gökyüzünden sözüme
günaydın göklerin yüzüne
dünde kalmayıp bugüne uyananlara GÜNAYDIN ...