neden ışıkları yakmıyoruz, burası çok karanlık, korkuyorum, üşüyorum,
sıkıca sarıl bana, beni bırakma anne
ne olur dışarı çıkalım, doğumgünümde babamın yaptığı uçurtmayı uçuralım anne
salalım ipini gökyüzünde kuşlarla yarıştıralım,
en yükseğe biz çıkalım, uçaklar şehrimizi terketsin, ne olur gitsinler buradan
korkuyorum anne
...

daha 7 yaşındaydı,
evlerinin üzerine düşen bir şarapnel parçası ile vuruldu
annesinin kucağında, yüzüne annesinin kanları damlarken kapadı gözlerini sonsuza, daha ömrünün baharındayken.
penceresinin önünde beslediği kuşlar yetim, onlarla yarıştıracağı uçurtma hayali ise cennete kaldı
önce karanlığa hapsettiler gökyüzüne hasret bu masum çocukları, sonra toprağa.
umutları olanların umutlarını vurdular, sonra attılar mezara geriye kalan cansız bedenlerini
bilmiyorlardı ki yarınlarını aldıkları o çocukların ahlarını da alacaklardı.
durdurabilecek gücü olanlar başlattı önce bu savaşı
durdurmayan bizlerdik
biz de gittik, gittiğimiz noktada zaten hiçtik, bittik
siz geride kalanlar savaşın toprağınız için,
karanlığa gönderilen çocuklarınız için
unutmayın
Ümidiniz bittiğinde; gittiğinizde ümitsiz, gidemediğinizde ümit sizsinizdir,
ümitsizseniz, gittiğiniz yerde ikinci kez ölürsünüz
lütfen kalın ve ümidiniz için savaşın,
çünkü uçurtmaların uçacağı mavi bir gökyüzü için belki de gerçekten ümit sizsiniz !